ABD POLİTİKALARI VE TÜRKİYE

29 06 2008

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ABD’yi dünyanın tek süper gücü haline getirmiştir, ABD’ye sempati ve antipati dumanın ötesinde ABD hiç kimsenin inkar edemeyeceği, uluslararası sistemde görmezden gelinemeyecek çok etkili bir konuma gelmiştir. Bu bağlamda Türk ABD ilişkileri II. Dünya Savaşı’ndan itibaren gelişmeye başlamış, hatta Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye’nin öneminin erazyona uğradığı korkularının tersine “stratejik ortaklık” olarak adlandırılan bir seviyeye yükselmiştir. Her ne kadar 2003 Irak Savaşı aynen daha önce Johson Mektubu, Afyon Sorunu, ambargo krizlerinde olduğu gibi Türk ABD ilişkilerinde kırılmaya yol açsada, daha sonra örtüşen çıkarların çatışan çıkarlara göre çok daha fazla olmasının etkisi ile ilşkiler tamir edilmiş ve iki ülke tekrar yakınlaşmıştir.

Bu kitap temel olarak farklı zamanlarda farklı kitap, dergi, gazete ve sitelerde Türk ABD ilşkileri, ABD dış politikası, Küresel Mücadeleler, Şanghay İşbirliği Örgütü, Büyük Ortadoğu Projesi gibi konularda yayınlanmış çalışmaların gözden geçirilmesi sonucu oluşturulmuştur. Bazı bölümler tamamen güncelleştirilirken, bazıları küçük mudaheleler dışında aynen bırakılmıştır. Çalışmanın ülkemizde uluslararası ilişkiler alanındaki bilgi birikimine katkıda bulunacağını ümit ediyorum. (önsözden)

Yazar İdris BİLAL
Yayınevi Lalezar
Yayın Tarihi 17.06.2008
Sayfa Sayısı 293





IRAK SAVAŞININ GALİBİ İRAN

29 06 2008

Fransa’nın eski başbakanı Dominique de Villepin, İran’ın Irak savaşının en büyük galibi olduğunu söyledi.

Latin Amerika ülkelerini gezen ve ziyaretleri çerçevesinde Peru’nun başkenti Lima’da “El Comercio” gazetesine demeç veren de Villepin, “Irak savaşının en büyük galibi İran’dır. İran, Irak’taki Şiilerle birlikte savaşın yarattığı düzensizliğin ve bölgede artan terörün de yardımıyla durumdan yarar sağladı” dedi.

Koalisyonda yer alan ülkelerin, bütün yabancı birliklerin ülkeden ne zaman çekileceği konusunda açıklama yapmadığı müddetçe, Irak’ta hiçbir şeyin mümkün olmadığı görüşünü dile getiren Dominique de Villepin, “Irak’ın egemenliği Iraklılar tarafından açıkça ifade edilmediği müddetçe, Iraklılar kendilerini sorumlu hissetmeyecekler” ifadesini kullandı.

Eski Başbakan, “Irak’ta egemenliğin kaybedilmesinin, içerideki siyasi yaşamda Kürtler, Şiiler ve Sünnilerin durumdan faydalanmasına olanak sağladığını ve her grubun kendi stratejilerini benimsediğini” de belirterek, “İslam ile Batı, büyük ülkelerle büyük dinler arasında bir diyalog eksikliği, bir anlayış ve bir saygı eksikliği var ve aslında en çok da buna ihtiyacımız var. Biraz daha fazla diyalog için de Batı’daki korku ve güvensizlik hissinin artmasını engellemek lazım” dedi.
HÜRRİYET





YEŞİ AMPUL İLE KIZIL ELMA ARASINDA

29 06 2008

Din motifli çatışmalar… Demokrasiye yönelik komplolar…
“Derin” kökleri olan kanlı provokasyonlar…
20. yüzyılı bunlarla tükettik.
Ve acıyla görüyoruz ki, aynı tezgâh, kanlı bir miras gibi 21. yüzyıla aktarılıyor.
1966′da Genelkurmay Başkanı’nı eleştirdi diye gazeteci İlhami Soysal’ı döven Özel Harpçi yarbayın misyonunu 2006′da oğlu üstleniyor.Ve bizler, medeni eleştiriyi kör şiddetle yanıtlayan çetelerin ikinci kuşağını devralıyoruz.

* * *

Hükümeti eleştirdikçe tepki mektupları geliyor:
“Sağduyunu kaybettin” diyor bir kısmı…
Bir başka kesim, “Yeni mi uyandın?” diye dokunduruyor.
Oysa bugüne kadarki “sağduyulu yaklaşım”ımızın da, “şimdiki uyanıklığımızın” da nedeni politikalar…
Erdoğan, AB’ye uyum sürecinde özgürlükleri genişleten demokratikleşme reformlarına imza atarken destekledik.
ABD baskısı karşısında Irak bataklığına uzak durmaya çalıştığında omuz verdik.
“Kürt sorunu”nun çözümüne söz verirken cesaretlendirdik.
Siyaset, askerin etki alanından, derin devletin tahakkümünden çıksın istedik.

* * *

Sonra ne oldu?
Erdoğan, reform sürecinde frene bastı.
AB’ye mesafeli durdukça ABD çizgisine daha yakınlaştı.
Şemdinli’de derin devletle hesaplaşma yönünde cesareti olmadığını ortaya koydu.
İtibarındaki gerilemeyi durdurmak, tabanına söz verip yapamadıklarını unutturmak, yoğunlaşan kadrolaşmasını gölgelemek için kışkırtıcı demeçlerden, gereksiz polemiklerden medet umdu.
Danıştay’ın uyarılarına kulak tıkarken, hedef gösteren gazetelere göz yumdu.
Sonuçta bugüne dek işbirliği içinde olduğu Genelkurmay Başkanı’nı ve hükümet içindeki aklı selim sahibi bakanları bile karşısına aldı. Kendi elleriyle bir karşı-cephe yarattı.
Başbakan şimdi “Bu bir güç kavgasıdır” diyor.
Zaten siyaset bu değil midir?
Bunu öğrenmek için ille o kavgayı kaybetmek mi gerekir?

* * *

Sağduyumuzu filan yitirmedik.
Kendimize de yeni gelmedik.
Baştaki reformist damarını kaybeden, otorite karşısında boyun eğen, anayasal kurumları hedef gösteren, sert çıkışlarla toplumu geren Başbakan’ın kredisini tükettiğini görüyoruz.
Danıştay saldırısı hükümete yönelik bir komploysa bile bize düşen, hem saldırgan demeçlerle bu komploya zemin hazırlayan hükümeti hem de komplocuları eleştirmek, oyuna gelmemektir.

* * *

Hükümetin karşısına dikilen cepheye gelince…
Köşk kapışması öncesi Cumhuriyet’in yeniden yollara çıkan Demirel’i övdüğü, Türk-İslam sentezcisi saldırganın evinden “Türk Solu” dergilerinin çıktığı, AB karşıtı rüzgârların ulusalcı akımların yelkenini doldurduğu, askerin yeniden eski konuşkanlığına kavuştuğu karmakarışık bir döneme giriyoruz.
Yeşil ampulün karşısına “Kızılelma koalisyonu” öneriliyor.
Biz ise, kendi gençliğimize mal olan milliyetçi cephelere, onların tetikçilerine, derin entrikalara 21. yüzyılı da kaptırmak istemiyoruz.
Çareyi, yeşil ampule de kırmızı elmaya da ihtiyaç bırakmayacak, hukuktan ve emekten yana, sivil, özgürlükçü, demokratik bir oluşumda görüyoruz.
C.Dündar





ZİYA GÖKALP VE FELSEFE

29 06 2008

Bilim, objektif ve olumlu olduğu için, milletlerarasıdır. Bundan dolayı, bilimde Türkçülük olamaz. Fakat felsefe, bilime dayanmış olmakla beraber, bilimsel düşünüşten başka türlü bir düşünüş biçimidir. Felsefenin objektif ve olumlu sıfatlarını kazanabilmesi ancak bu sıfatlara sahip olan bilimlere uygun olması sayesindedir. Bilim kabul etmediği hükümleri felsefe kanıtlayamaz. Bilimin kanıtladığı gerçekleri felsefe ortadan kaldıramaz. Felsefe, bilime karşı bu iki kural ile bağlı olmakla beraber bunların dışında tümüyle özgürdür. Felsefe, bilimle çelişkiye düşmemek şartıyla ruhumuz için daha ümitli, daha heyecanlı daha teselli verici, daha çok mutluluk bağışlayıcı, büsbütün yeni ve orijinal varsayımlar ortaya koyabilir. Zaten, felsefenin görevi bu gibi varsayımları ve görüşleri arayıp bulmaktır. Bir felsefenin değeri bir taraftan doğal bilimlerle uyumlu olmasını derecesiyle diğer yönden ruhlara büyük ümitler, heyecanlar teselliler ve mutluluklar vermesiyle, ölçülür. Demek ki, felsefenin bir bölümü objektif, diğer bölümü sübjektiftir. Buna göre felsefe, bilim gibi, milletlerarası olmak zorunda değildir. Milli de olabilir. Bundan dolayıdır ki, her milleti, kendisine göre bir felsefesi vardır. Bundan dolayıdır ki ahlakta, estetikte, ekonomide oluğu gibi, felsefede de Türkçülük olabilir. Felsefe, maddi ihtiyaçların gerektirmediği ve zorlamadığı çıkarsız kinsiz karşılıksız bir düşünüştür. Bu tür düşünüşe “spekülasyon” adı verilir. Biz, buna, Türkçe’de “muakale” adını veriyoruz. Bir millet, savaşlardan kurtulmadıkça ve ekonomik bir huzura ulaşmadıkça, içinde spekülasyon yapacak fertler yetişemez. Çünkü spekülasyon yalnız düşünmek için düşünmektir. Halbuki, bin türlü derdi olan bir millet; yaşamak için, kendini savunmak için, hatta yemek yemek ve içmek için düşünmek zorundadır. Düşünmek için düşünmek, ancak bu hayati düşünüş ihtiyaçlarından kurtulmuş olan ve çalışmadan yaşayabilen insanlara nasip olabilir. Türkler, şimdiye kadar böyle bir huzur ve rahata eremedikleri için, içlerinde hayatını spekülasyona adayabilecek az adam yetişebildi. Bunlar da, düşünüş yollarını bilmediklerinden, ideallerini iyi yönetemediler. Çoğunlukla dervişlik ve kalenderlik çıkmazlarına saptılar. Türkler arasında şimdiye kadar az filozof yetişmesi, Türklerin spekülasyona yeteneklerinin olmadığına yüklenmemelidir. Bu azlık, Türklerin henüz bilimlerce huzur ve rahatlık açısından spekülasyona uygun bir seviyeye yükselmemeleri ile açıklanırsa daha doğru olur. Bununla beraber, Türklerin felsefece geri kalmaları, yalnız yüksek felsefe bakımından doğru olabilir. Halk felsefesi bakımından Türkler, bütün milletlerden daha yüksektirler. Rostand adlı bir Fransız filozofu diyor ki;”Bir komutan için, karışısın da ki düşman ordusunun ne kadar askeri, ne kadar silah ve cephanesi olduğunu bilmek çok yararlıdır. Fakat onun için bunlardan daha çok yararlı bir şey vardı ki, o da, karşısındaki düşman ordusunun felsefesini bilmektir.” Gerçekten de, iki ordu ve iki ordu ve iki millet birbiriyle savaşırken birisinin yenip diğerinin yenileceği sonucunu veren en başlıca etkenler iki tarafın felsefeleridir. Kişisel hayatı vatanın bağımsızlığından kişisel çıkarı namus ve görevlerden daha değerli gören bir ordu kesinlikle yenilir. Bunun tersi bir felsefeye sahip olan ordu ise, kesinlikle yener. O halde, halk felsefesi bakamından yunanlılara ingilizler mi daha yüksektir; yoksa Türkler mi daha yücedir? Bu sorunun cevabını verecek, Çanakkale Savaşları ile Anadolu savaşlarıdır. Türklerin bu iki savaşta da yenmesinin nedeni maddi kuvvetleri değildi. Ruhlarında egemen olan milli felsefeleri idi. Türkler, maddi silahların, manevi değerleri hükümsüz bıraktığı son yüzyıla gelinceye kadar, Asya’da Avrupa’da, Afrika’da bütün milletleri yenmişler, egemenlikleri altına almışlardı. Demek ki Türk felsefesi, bu milletlere ait felsefelerin hepsinden daha yüksekti. Bugün de öyledir. Yalnız şu var ki, bu gün maddi medeniyet bakımından ve maddi silahlar dolayısıyla Avrupalı milletlerden gerideyiz. Medeniyetçe onlara eşit olduğumuz gün, hiç şüphesiz dünya egemenliği yine bize geçecektir. Mondros’ta esir bulunduğumuz zaman, orada kamp komutanı olan bir ingiliz şu sözleri söylemişti; “Türkler, gelecekte, yine cihangir olacaklarıdır.” Görülüyor ki, Türklerde, yüksek felsefe ileri gitmiş olmamakla beraber, halk felsefesi oldukça yüksektir. İşte felsefede Türkçülük, Türk halkındaki bu milli felsefeyi arayıp meydana çıkarmaktır. Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları Kitabından Alıntıdır. Saygılarımla.

politiccafe








Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.